Sübhane Rabbiyel Ala Ne Zaman Söylenir?
Kayseri’nin o soğuk sabahlarında, bir yanda eriyen kar taneleri, diğer yanda içimi ısıtan bir çay vardı. O gün, kendimi biraz kaybolmuş hissediyordum. Günlerdir bir türlü bulamadığım huzuru, her şeyin karmaşasında kaybettiğimi düşünüyordum. Herkesin hayatı bir şekilde devam ederken, ben kendimi kaybolmuş gibi hissediyordum. Bazen sadece hayatta bir yerlerde durmak ve her şeyin geçmesini izlemek istiyorsunuz.
Bir sabah namazında, birdenbire “Sübhane Rabbiyel ala” kelimeleri dilime pelesenk oldu. O an, bir şey değişti. Her şeyin anlam kazandığı o sessizlik… İşte tam da o an, bu dua, birdenbire farklı bir anlam kazanmıştı.
Hayal Kırıklığı ve Bir Yükseliş
Hayatımda zaman zaman kaybolduğumu hissediyorum. Kayseri’nin o dar sokaklarında yürürken, aslında kendimle yüzleşiyorum. Kimisi için bu, basit bir sokak yürüyüşü olabilir ama benim için her adım bir düşünce, her dönemeç bir içsel sorgulama. O sabah da öyleydi. Tüm dünyadan uzak, içimde bir boşluk vardı. Ne oluyordu? Bu hayatın nereye gittiğini gerçekten bilmiyordum.
İçimden, “Neden bu kadar yalnız hissediyorum?” diye geçirdim. Kimseye söyleyemediklerim, kimseyle paylaşamadıklarım birikmişti. Bir şey eksikti ama neydi bu? Belki de güven duygusu, belki de bana ait bir şeylerin kaybolmuş olmasıydı. Ve o sabah, namaza başlarken “Sübhane Rabbiyel ala” kelimeleri dilden dökülüverdi.
Bir anda, sanki yeryüzündeki her şey o kadar çok anlam kazandı ki, gözlerim doldu. “Yüksek olan Rabbim, her şeyin üstündedir” dedikçe, bir yandan dünyayı olduğu gibi kabul ediyordum, bir yandan da içimdeki o boşluğu fark ediyordum. O an, kaybolduğumu düşündüğüm her şeyin aslında var olduğunu fark ettim. Belki de kaybolduğumuzu düşündüğümüz anlarda, aslında ruhumuz en çok büyüyordur.
Heyecan ve Arayış
O an, namazdan sonra yavaşça başımı kaldırıp, pencereye baktım. Kayseri’nin o kırmızı tuğla evlerinin arasından hafifçe güneş ışığı süzüldü. Havadaki serinlik, bana bir huzur verdi. O an fark ettim, her şeyin yerli yerinde olduğunu kabul etmem gerektiğini. Belki de uzun zamandır, her şeyin mükemmel olması gerektiğini düşünüp, kendimi zorlamıştım. Oysa hayat, sadece bu kadar basitti. Bir dua, bir anlık farkındalık, insanı gerçek huzura ulaştırabiliyordu.
Ve ben, bu kelimelerle bir kez daha doğruluyordum. Her şeyin bir nedeni vardı. Her şeyin bir amacı… Ve belki de o sabah fark ettiğim şey, “Sübhane Rabbiyel ala” demekti. Bu söz, bir teslimiyet gibi hissettirdi. Beni bir yere bağlıyor, bir yere götürüyordu. O yükseklikte bir yerlerde, her şeyin anlam kazandığına dair bir işaret gibiydi.
Umut ve Yeniden Başlama
O sabah namazında, “Sübhane Rabbiyel ala”yı söyledim ve bir anda tüm kaygılarım bir kenara itildi. Her şeyin geçici olduğunu, bir şekilde her şeyin kendi yolunda olduğunu fark ettim. Ve bir kez daha umutla dolmaya başladım. Belki de hayatın içindeki boşlukları, bazen sadece kabul etmek gerekiyor. Sadece olduğumuz gibi olmak. “Sübhane Rabbiyel ala” dediğimizde, Rabbimizin büyüklüğünü kabul ediyoruz. Ve aslında bu kabul, kendi içsel yolculuğumuzda bir dönüşüm sağlıyor.
Kayseri’nin sabah serinliğinde, o kadar huzurlu bir an yaşadım ki, ne kadar küçük şeylerin insanı hayata bağladığını fark ettim. Bazen bir dua, bir söz, içsel bir farkındalık; kaybolduğumuzu düşündüğümüz anlarda bize yol gösterebilir.
İçimdeki boşluğu dolduran o sessiz anı hatırlıyorum. “Sübhane Rabbiyel ala” demek, her zaman söylediğimiz bir dua olabilir; ama bazen, gerçekten ne demek istediğini anladığınızda, kelimeler insanın ruhuna dokunur. Ve ben o an, hem kaybolduğumu düşündüm hem de hayatın en güzel anına dokunduğumu hissettim.
Sonuç Olarak
“Sübhane Rabbiyel ala” demek, sadece bir dua değil, bir teslimiyet, bir farkındalık. O kelimeler, belki de hayatta kaybolduğumuzu düşündüğümüz zamanlarda, bizi doğru yola yönlendiren bir ışık gibi. Her şeyin üstünde bir Yaratıcı olduğunu kabul etmek, içimizdeki boşlukları anlamamızı sağlar. Belki de hayal kırıklıklarımız, bizi en doğru yola götüren işaretlerdir. Bazen kaybolmamız, aslında bulmamıza en yakın olduğumuzu gösterir.